Arkadaş ortamlarında konuşurken, toplu taşımada davetsiz olarak kulak misafiri olduğunuz zamanlarda sıkça telefonunu yükseltmekten, arabasını değiştirip daha modelli bir araba almaktan yahut evini değiştirip daha iyi bir muhite yerleşmek istemekten bahsedildiğine şahit olmuşsunuzdur.
Hatta bazen etrafınızda hiç kimse yokken, zihninizde bir anda “arabayı mı değiştirsem acaba? Veya bu telefon da eskidi yenileyeyim bari.” gibi düşüncelerin bir anda ortaya çıktığını fark ederiz. Bu düşünceler nereden gelir? Nerede olgunlaşır bilemeyiz. Bir anda zihnimizin ortasında parlayıverir. Hatta çoğu kez kendimizi sarı sitede ilanlara bakarken buluruz.
Peki o değiştirmeyi düşündüğünüz şeyin gerçekten değişmesi gerekli midir? Yoksa bu değişiklik doymak bilmeyen isteklerimizden bir tanesi midir? Birçok kimse bu husus üzerinde fazla oyalanmak istemez. Düşüncesi aklımıza gelmişse mutlaka ihtiyaçtan dolayıdır der.
İnsan olarak tabii ki her şeyin en iyisini isteriz. Bir ürün aldığımızda en kalitelisini, en kusursuz olanını isteriz. Bu durum insanlığımızın bir sonucu aslında. Neticede, bizler bu dünya için yaratılmamışız. Yaratılışımız sonsuz ve kusursuz bir alem için. Dünya, sonu olan ve bilinçli kusurlarla donatılmış bir mekân.
İktisat biliminin tanımı yapılırken, sınırsız insan ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla nasıl karşılanacağını inceleyen bir bilim olarak ifade edilir.
Gerçekten ihtiyaçlarımız sınırsız mı? Bir insan olarak gerçek ihtiyaçlarımız neler? Mesela bozuk olmadığı halde hatta daha üzerinden bir yıl bile geçmediği halde telefonumuzu sırf bir üst modeli çıktı diye yenilemek ihtiyaç mı? Veya kıyafetlerimiz olduğu halde sırf modası geçti diye bunları çöpe atıp yeni moda kıyafetler almak bir ihtiyaçtan mı geliyor?
Mantık çerçevesinden baktığımızda, ihtiyaçlarımızın aslında sınırlı olduğu, çok azıyla yetinebileceğimizi görürüz. Başımızı sokabileceğimiz bir ev, o günü karşılayabilecek kadar yiyecek ve içecek. Asıl ihtiyaçlarımız bunlar.
Hayatımızda birçok şey artık ihtiyaç haline gelmiş durumda. Cep telefonları, internet, elektrik ve sayamayacağım daha birçok şey. Ancak bizler o kadar ileri gittik ki, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeylerin de ihtiyacımız olduğunu düşünür hale geldik.
Evimizde depo olarak kullandığımız yere gidip de baktığımızda artık varlığını bile unuttuğumuz, ancak zamanında ihtiyaç olarak gördüğümüz eşyalarla dolu olduğunu görürüz. Hatta aldığımız zamanlarda çok iyi paralar verdiğimiz cihazların sayısı azımsanamayacak orandadır. Peki şu anda ne oldu o eşyalara? Kaç kez kullandık o eşyaları? Belki çoğunu bir kez kullanmışızdır. Hatta bir takım eşyaları paketinden bile çıkarmamışız, bir köşede unutmuşuzdur. Hatırlarsanız o eşyayı alırken verdiğiniz bedel günlerce çalışmanızın ve harcadığınız emeğin karşılığında kazandıklarınızdı. Şu anda o emeğiniz bir köşede hiç kullanılmadan çürümüş vaziyette size bakıyor.
Telefonunuzun başına oturdunuz ve internette dolaşıyorsunuz. Bir anda gözünüze bir saat çarptı. Saat hoşunuza gitti ve başladınız araştırmaya. Sanal alışverişin o serin ama bir o kadar da cezbedici sularında kulaç atmaya başladınız. En sonunda bir yerde satın al tuşuna bastınız ve ürünü aldınız. Alışveriş maceranız bu adım ile sona erdi. Ertesi gün telefonunuza kargonuzu tarafınıza iletilmek üzere kargo firmasına teslim edildiğine ilişkin bir mesaj geldi. İçinizde bir heyecan, acaba saat ne zaman gelecek. Bir an evvel gelse de bileğinize taksanız. Zaman geçtikçe, zihninizde yavaş yavaş yayılan bir düşünceyi fark etmeye başlarsınız. “Gerçekten bu saate ihtiyacım var mıydı? Saate de epey para verdim. Acaba değer mi? Bu paraya başka neler alabilirdim?” Bu düşünce zihninizi kaplamaya başlar. Evet, bu düşünceler zihninizde kapkara fırtına bulutlarını andırır bir biçimde toplanmaya başlar. Esas fırtına ürün elinize geçtiğinde kopacak. Bunun farkındasınız ancak artık geri dönülemez bir yolda olduğunuzu da biliyorsunuz. Ürün elinize geçtikten sonra zihninizde bir düşünce tüm fırtınanın fitilini ateşliyor. “O kadar parayı bunun için mi verdim? Eski saatim daha bozulmamıştı, bu da aynı işi görüyor. Eee, bu ürün internette tanıtıldığı gibi değilmiş, sıradan bir ürünmüş” işte bu düşünce ile tüm hevesiniz kaçıyor, içinize bir pişmanlık çöküyor. Zihniniz büyük fırtınalara teslim oluyor. Pişmanlığın o yıkıcı etkisini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kendinizi kandırılmış hissediyorsunuz. İnternette yaptığınız o araştırmalar, inceleyen kullanıcıların güzellemeleri, her şey bir anda yerini pişmanlık ateşinin bıraktığı küllere bırakıyor.
Psikolojide bu duruma satın alma sonrası bilişsel çelişki deniyor. Pazarlama dünyasında ise “Buyer’s Remorse” diye tabir ediliyor bu durum. Ve merak etmeyin, insanların %90’ı da sizin gibi hissediyor. Yalnız değilsiniz.
Gözünü para hırsı bürüyenlerin, ihtiyaç olmayan bir şeyi ihtiyaçmış gibi göstererek bize sattığı bir düzenin kurbanı olduk.
İş öyle bir düzeye geldi ki, bizler artık kurban olmak için sıraya girer hale geldik. Bir telefona yüzbinlerce lira vermek için günlerce sıralarda bekledik. Lüks bir otomobili alabilmek için ismimizi aylarca bekleyeceğimiz sıra defterlerine yazdırdık. Aldıklarımız aylarca, hatta yıllarca yapmış olduğumuz çalışmamız neticesinde kazandıklarımıza mal oldu. Biz ise bunları statükonun flamasıymışçasına elimizde salladık. Bu ürünlerle birbirimize karşı statü üstünlüğü kurmaya çalıştık.
İşin ilginç yanı ise statü sağladığını zannettiğimiz ürünleri üreten firmaların yönetim kurulu başkanları, yöneticiler veya sahiplerinin hiçbirinde bu ürünleri göremedik. Milyarlarca dolar geliri olanlar 10 dolarlık plastik saatlerle boy gösterdiler. Bizler aylarca çalışmamızın bedeli olan kıyafetler giyerken bu lüks eşya üreticileri alelade tişörtlerle ve kot pantolonlarla tanıtım günleri düzenlediler. Aslında bizleri üstü kapalı olarak aşağıladılar. Ancak hiçbirimiz bunları görmedik.
Emeğimizi ve hayatımızı hiçbir zaman ödediğimiz paraya değmeyecek ürünlere harcadık. Halen de harcıyoruz. Ama bir türlü ders çıkaramadık. Tıpkı Kur’anda En’am suresinin 28. ayetinde de bahsedildiği gibi “Onlar dünyaya geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeyleri mutlaka tekrar yaparlardı”. Ders alma konusunda kendimizi bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor. Belki de asıl ihtiyacımız olan şey yeni bir eşya değil, tüketme alışkanlığımızı yeniden sorgulamaktır.
