Ataraksiyal

ATARAKSİYAL GARAJ: BİR ARAYIŞ VE ÖZE DÖNÜŞ

Her şey, bir gün dönümü sessizliğinde, grinin yeşile çaldığı bir gövdeye fısıldanan o isimle başladı: Yeşil Şövalye. Bir bisiklete fısıldanan en derin isimdi. Aslında Sir Gawain’i kendi içsel ormanında sınayan, ona ayna tutan o kadim rehberin ta kendisiydi. Dijital gürültünün, şehrin hırslı kalabalığının uzağında, sadece pedalın ve nefesin ritmiyle dönen o iki tekerlek, zihinde hiç bilinmeyen dehlizlerin kapısını araladı. Yol, ilerledikçe insanı çağırıyor, çağırdıkça derinleşiyordu.

Sonra çocukluk hayali geldi, derin dehlizlerin kalın parmaklıklarını parçalayarak girdi kapıdan. Adeta yıllarca bastırıldığı, karanlığa ve yalnızlığa mahkum edildiği zamanın intikamını almak istercesine… Gözlerinden ateş saçan bir kaplan gibi duran, hırçın bir rüzgar gibi esen RS 200 bu hayali gerçeğe çevirdi. Kilometreler kat edildi, günde 500-600 esaret çizgisi asfaltta eritildi. Derken, o asfaltın bittiği yerdeki patikalar göz kırptı. Ruh, daha fazlasını, sınırların ötesini arıyordu.

Arayış, insanı bazen savururdu; güç ve saf tork uğruna R25’in rahatsız selesinde sadece hıza esir olundu, stabilize yollar yabancılaştı. Yanlış bir dönemeçti, fark edildi. Dominar 250 ile denge arandı ama elleri uyuşturan o hırçın titreşim, zihnin aradığı o dinginliğe izin vermedi. “Daha büyük, daha heybetli” denilerek geçilen 650 MT ise tam bir şehirlinin esaret kafesine dönüştü; hantal ağırlığı, yükselen harareti ve bürokratik parça sancılarıyla yolu bir işkenceye çevirdi.

Dönence, evrenin en büyük kuralıydı…

Güneş en uç sınıra kadar gider, orada bir an durur ve aslına geri döner. Uç noktalar tecrübe edilmiş, yanılsamaların perdesi yırtılmıştı. Büyük bir sadeleşme dalgası başlamıştı. Ağır yükler, sahte imajlar, uyuşturan gürültüler garajdan dışarı atıldı. Yolculuk başladığı yere, ama bu kez çok daha bilgece döndü. RS’in o tanıdık gövdesi yeniden selamlandı. Bunun yanında şehrin pratikliğini, uzun yolun asil konforunu ve arazinin özgür ruhunu tek bir gövdede eriten o bilge kuş, Kırlangıç yani ADV 350 de garajda yerini aldı.

Fakat zihni dinginleştirecek, “Atarakt Garaj”ı nihai olarak mühürleyecek o son ruh eksikti. Bu arayışın cevabı asfaltta değil, arazinin tam kalbinde bulunacaktı. Sabahın ilk ışıkları, sık çam ağaçlarının arasından süzülerek nemli toprak yola cılız ışık hüzmeleri düşürüyordu. Orman, henüz geceki uykusundan uyanmamış, sis çam iğnelerinin üzerine çökmüştü. Bu masalsı sessizliğin ortasında, sadece tek bir ses yankılanıyordu: Mavi ve Beyaz Hero Xpulse 200’ün tok ve ritmik egzoz sesi. Motor, çamurlu patikalarda, yerdeki dev su yarıklarından ve ıslak ağaç köklerinin üzerinden tereyağından kayar gibi geçiyordu. Sürücünün vizörüne çarpan çam kokulu serin hava, ona şehirde kaybettiği o içsel dinginliği yeniden hatırlatıyordu.

Bu sürüş, alelade bir hafta sonu gezisi değildi. Bu sürüş, bir devrin kapandığı ve yeni bir felsefenin mühürlendiği andı. Güneş ışığı ağaç dallarının arasından sıyrılıp depoya vurduğunda, masada elenen karmaşık pusulaların ve imaj yoğunluğunun aksine, garajın o yalın ama güçlü felsefesini tam yansıtan o isim ve kırmızı çemberli logo parıldadı. Fırça darbeleriyle yazılmış “KATANA” kelimesi ve üstüne yerleştirilmiş keskin Japon kılıcı, etraftaki yeşil ve kahverengi tonlarının arasında gururla yükseliyordu. Kırmızı çember bir disiplini, keskin kılıç odaklanmayı, fırça stili ise özgürlüğü simgeliyordu. Bu logo, alelade bir yapıştırma değil; doğanın kalbinde atılmış bir imzaydı.

Xpulse, yüksek çamların gölgelediği keskin bir virajı daha geride bıraktı. Derin bir dere yatağının kenarında durdu. Motor stop edildiğinde, ormanın o devasa ve huzurlu sessizliği her yeri kapladı. Egzozun soğurken çıkardığı hafif çıtırtılar, kuş seslerine karışıyordu. Eldiven çıkarıldı ve deponun üzerindeki o kırmızı logoya dokunuldu. Katana, çamur ve toprakla ilk kez bu kadar samimi oluyordu. Artık Atarakt Garaj’ın bir koruyucusu, bir ruhu vardı. Katana, ormanın derinliklerinde, çam kokuları ve nemli toprak kokusu arasında nihai olarak mühürlenmişti. 

Bugün o kapının ardındaki birçok farklı araç, birçok farklı dünya tek bir nesneden birleşmişti. Katana’nın hırçın özgürlüğü ve mağrur duruşu. Burası sıradan bir makine deposu değil.

Burası, arayışların döngüsünü tamamlayıp, fazlalıklardan arınarak hareket halindeyken mutlak dinginliği bulanların sığınağı.


ATARAKSİYAL GARAJ YAZILARI